Xigou sahasında yapılan kazılarda 2 bin 600’den fazla taş alet kalıntısı bulundu. Araştırmacılar, bu aletlerin bir kısmının tahta ya da benzeri bir sapa bağlandığını belirledi. Ekip, Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada, bunun Doğu Asya’da kompozit aletlere dair bilinen en erken kanıt olduğunu ifade etti.
Daha önce Doğu Asya’da çok eski alet kullanımına dair bulgular biliniyordu; bölgede keşfedilen en eski ahşap aletler 300 bin yıl öncesine tarihleniyor. Ancak Xigou buluntuları, iki farklı malzemeden oluşan en eski aletleri temsil ediyor. Araştırmacılardan Michael Petraglia, saplama teknolojisinin taş aletin bir sapa yerleştirilmesi ya da bağlanması anlamına geldiğini, bunun da kullanıcının daha fazla kaldıraç ve güç uygulamasını sağlayarak alet performansını artırdığını belirtti.
Mikroskobik analizler, taş aletlerin kenarlarında delme (boring) hareketlerine işaret eden izler bulunduğunu gösterdi. Petraglia’ya göre bu izler, aletlerin muhtemelen odun ya da kamış gibi bitkisel materyaller üzerinde kullanıldığını düşündürüyor. Araştırma ekibi ayrıca alet yapım tekniklerinin iyi oturmuş olduğunu, birden fazla ara adım içerdiğini ve planlama ile öngörü kanıtları taşıdığını vurguladı.

Bununla birlikte, bu aletleri hangi insan türünün yaptığı henüz net değil. Çalışmanın ortak yazarlarından Ben Marwick, o dönemde bölgede birden fazla hominin türünün yaşamış olabileceğini söyledi. Olası adaylar arasında Denisovalılar, Homo longi, Homo juluensis ve Homo sapiens yer alıyor. Araştırmacılar, gelecekte bulunabilecek fosil kalıntıları ya da DNA verilerinin bu soruya daha fazla ışık tutmasını umuyor.
Buluntuların dikkat çekici bir diğer yönü ise aletlerin çoğunun 5 santimetreden küçük olmasına rağmen karmaşık tekniklerle üretilmiş olması. Marwick, önceki arkeolojik araştırmaların bu döneme ait çoğunlukla basit yontma yöntemleriyle yapılmış büyük aletler ortaya koyduğunu, bu nedenle yeni bulguların karmaşık üretim stratejilerinin sanılandan daha erken ortaya çıktığını gösterdiğini belirtti. Aletler 160 bin ile 72 bin yıl öncesine tarihleniyor; bu dönemde bölgedeki insanların avcı-toplayıcı olarak yaşadığı biliniyor ancak yaşam biçimlerinin ayrıntıları henüz net değil.
Çalışmanın yazarlarından Shi-Xia Yang, memeli kemikleri ve diğer bulguların eksikliğinin yaşam tarzını anlamayı zorlaştırdığını, ancak taş aletlerin yerel iklim ve kaynaklara başarılı uyum ile yüksek derecede davranışsal esneklik gösterdiğini ortaya koyduğunu söyledi. Araştırmacılar ayrıca bu keşfin, Doğu Asya homininlerinin yalnızca “muhafazakâr” aletler ürettiği yönündeki köklü önyargıyı da sarstığını belirtiyor.

Bu önyargı, 1940’larda ortaya atılan ve Afrika ile Batı Avrasya’daki “gelişmiş” el baltası kültürleriyle Doğu Asya’daki daha “basit” yontma alet kültürleri arasında bir ayrım öne süren Movius Hattı kavramına dayanıyordu. Marwick, bu yaklaşımın Doğu Asya’yı kültürel açıdan geri kalmış bir bölge gibi gösterdiğini ifade etti.
Araştırmaya dahil olmayan antropolog John Shea ise Doğu Asya’nın kültürel olarak geri olduğu fikrinin hiçbir zaman doğru olmadığını savundu ve “basit aletler eşittir basit zihinler” düşüncesini arkeolojik bir mit olarak nitelendirdi. Yeni Zelanda’daki Otago Üniversitesi’nden Anne Ford da çalışmayı överek, saplama teknolojisinin homininlerin bilişsel kapasitesini değerlendirmede önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi.
